
Toplumsal medyada ve televizyon ekranlarında son dönemde sıkça karşılaştığımız içeriklerde, kadın figürlerinin aşırı yüceltilip erkeklerin ise kendi başına karar veremeyen, düşünme yetisinden yoksun ve adeta edilgen birer varlık gibi sunulduğuna tanık oluyoruz. Oysa bu tür yüzeysel ve tek taraflı yaklaşımlar, toplumun temel taşı olan aile yapısına zarar vermektedir.
İnsan; kadınıyla ve erkeğiyle bir bütündür. Yüce Allah, her iki cinse de farklı mizaçlar, ayrı meziyetler ve üstün nitelikler bahşetmiştir. Kadın ve erkek, bir elmanın iki yarısı gibidir; ancak bir araya geldiklerinde tam bir bütün oluştururlar. Birini diğerinden bağımsız ya da üstün görmek, doğaya ve hayatın hakikatine aykırıdır.
Medyadaki dayatmaların aksine erkek, hayatın tüm yükünü ve fırtınalarını çoğunlukla kendi içinde yaşar. Toplumda yaygın olan “Erkekler ağlamaz” sözü gerçekte eksiktir; erkekler de ağlar, fakat gözyaşlarını kendi iç dünyalarına akıtırlar.
Erkek çoğu zaman koşulsuz sevilmediğini hisseder; varlığı genellikle sağladığı imkânlara, gücüne ya da makamına bağlanır. Onu her şartta içtenlikle seven belki de tek varlık annesidir. Erkek; borcunu, derdini ve yorgunluğunu ailesine hissettirmemek için çabalar. Gecesini gündüzüne katıp çalışırken içinde büyüttüğü eş ve evlat özlemini, zayıf görünmeme gayretiyle dışarıya kolayca vuramaz.
Tüm bu mücadelenin sonunda bir erkeğin tek arzusu vardır: Günün sonunda kapısını çaldığı evinde güler yüzlü bir eş, kendisini coşkuyla karşılayan çocuklar ve huzurlu bir yuva.
Bu durum kesinlikle kadının emeğini yok saymak anlamına gelmez. Aksine, kadının sorumluluğu zamanla sınırlı değildir; 24 saat kesintisiz devam eden, büyük bir sabır ve özveri gerektiren şerefli bir görevdir. Ailenin düzeni, çocukların bakımı ve evin huzuru kadının omuzlarındadır.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.), “Cennet annelerin ayakları altındadır” buyurarak kadının ve anneliğin ulaştığı yüce mertebeyi açıkça belirtmiştir. Kadınlar bize verilmiş ilahi birer emanettir ve bu emanete sahip çıkmak her erkek için bir sorumluluktur.
Kadın duygularını dışa vurmakta daha rahatken, erkek hislerini iç dünyasında yaşamayı tercih eder. Kadın öncelikle sevilmek, erkek ise saygı görmek ister. Karşılıklı sevgi ve saygının olmadığı bir ortamda gerçek mutluluktan söz edilemez.
İnsan kusursuz değildir. Bu yüzden kadın ve erkek birbirini kusurlarıyla sevmeli, eksiklerini kapatmalı ve birbirini idare etmeyi bilmelidir.
Sosyal medyada ya da televizyon kanallarında erkekleri sadece birer araç gibi gösteren veya cinsiyetleri karşı karşıya getiren söylemlere itibar edilmemelidir. Kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısıdır. Aile yapımızı korumanın yolu, bu iki yarımın birbirine değer vermesinden geçer.
Atalarımızın da dediği gibi:
“İki gönül bir olunca samanlık seyran olur.”
Engin Karabulut
Yorum Yazın